![]() |
|
|||||||
Nazım Hikmet'in en güzel sözleri & Siirleri ![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
" en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı."
Karıma Mektup şiirinden "içimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti..." Saat 21-22 şiirleri "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan Bu memleket bizim!" Davet şiirinden "en güzel deniz: henüz gidilmemiş olanıdır. en güzel çocuk: henüz büyümedi. en güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız. ve sana söylemek istediğim en güzel söz henüz söylememiş olduğum sözdür." HOŞGELDİN KADINIM Hoş geldin kadınım benim hoş geldin yorulmuşsundur; nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını ne gül suyum ne gümüş leğenim var, susamışsındır; buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim acıkmışsındır; beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam memleket gibi yoksuldur odam. Hoş geldin kadınım benim hoş geldin ayağını basdın odama kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde ağladın, avuçlarıma döküldü inciler gönlüm gibi zengin hürriyet gibi aydınlık oldu odam... Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.
--------------İmza--------------
<center>BU ÜYENİN PAYLAŞIMLARININ ÇOĞU KIRIK VE KULLANILMAYAN LİNKLERLE DOLUDUR.KIRIK LİNKLERİ RAMSES LİNKLİ ADMİNE BİLDİRİNİZ</CENTER> |
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Tek Tabanca
![]() Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 1.036
Konular: 614
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts Rep Puanı:14
Rep Gücü:4
RD:
![]() |
HASRET
Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, belini sarmayalı, gözünün içinde durmayalı, aklının aydınlığına sorular sormayalı, dokunmayalı sıcaklığına karnının. Yüz yıldır bekliyor beni bir şehirde bir kadın. Aynı daldaydık, aynı daldaydık. Aynı daldan düşüp ayrıldık. Aramızda yüz yıllık zaman, yol yüz yıllık. Yüz yıldır alacakaranlıkta koşuyorum ardından. Nazım Hikmet Ran
--------------İmza--------------
Yorum yazarken lütfen; * Düzgün bir Türkçe kullanınız! * Argo ve küfürlü kelimeler kullanmayınız! * İnsanları rencide edici ithamlarda bulunmayınız! [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekir. ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ...] |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Tek Tabanca
![]() Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 1.036
Konular: 614
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts Rep Puanı:14
Rep Gücü:4
RD:
![]() |
ŞEHİTLER
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir! Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri, Sakarya'da, İnönü' nde, Afyon'dakiler Dumlupınar dakiler de elbet ve de Aydın' da, Antepte vurulup düşenler, siz toprak altında ulu köklerimizsiniz yatarsınız al kanlar içinde. Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri, siz toprak altında derin uykudayken düşmanı çağırdılar, satıldık, uyanın! Biz toprak üstünde derin uykulardayız, kalkıp uyandırın bizi! uyandırın bizi! Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir! Nazım Hikmet 1959
--------------İmza--------------
Yorum yazarken lütfen; * Düzgün bir Türkçe kullanınız! * Argo ve küfürlü kelimeler kullanmayınız! * İnsanları rencide edici ithamlarda bulunmayınız! [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekir. ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ...] |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Tek Tabanca
![]() Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 1.036
Konular: 614
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts Rep Puanı:14
Rep Gücü:4
RD:
![]() |
Sevdiğin müddetçe
ve sevebildiğin kadar, sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe ve verebildiğin kadar gençsin. ------------------------ Gelmiş dünyanın dört bir ucundan Ayrı dilleri konuşur, anlaşırız Yeşil dallarız dünya ağacından Gençlik denen bir millet var, ondanız. ----------------------- Kalbimi bunaltan bu dört duvar mı? Ölümden öteye köy var mı? ------------------------- Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da.. Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte Yani yürekte. Mesela bir barikatta dövüşerek mesela kuzey kutbunu keşfe giderken mesela denerken damarlarmda bir serumu ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanm da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
--------------İmza--------------
Yorum yazarken lütfen; * Düzgün bir Türkçe kullanınız! * Argo ve küfürlü kelimeler kullanmayınız! * İnsanları rencide edici ithamlarda bulunmayınız! [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekir. ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ...] |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Tek Tabanca
![]() Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 1.036
Konular: 614
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts Rep Puanı:14
Rep Gücü:4
RD:
![]() |
KARIMA MEKTUP Bir tanem!
Son mektubunda: “Başım sızlıyor, yüreğim sersem!” diyorsun. “Seni asarlarsa, seni kaybedersem;” diyorsun; “yaşıyamam!”Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı, en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı. Ölüm, bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nâzım’a! Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim.. Karım benim! İyi yürekli, altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim; ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın. Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eğer, bana fanile bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı… Nazım Hikmet Ran MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin.. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Miniminnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın, yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve.. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev… Nazım Hikmet Ran SEN sen esirliğim ve hürriyetimsin, çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin, sen memleketimsin. Sen ela gözlerinde yeşil hareler, sen büyük, güzel ve muzaffer ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin… Nazım Hikmet Ran SEVİYORUM SENİ Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldayan birşeyler gibi Seviyorum seni Yaşıyoruz çok şükür der gibi. Nazım Hikmet Ran AŞK MÖNÜSÜ Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin sen ülkemin yaz geceleri gibisin saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında, beni unutma. Ah! Saklı gülüm sen hem zor hem güzelsin. Şiirlerimin ılıklığında açılmalısın sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi sen memleketim kadar güzelsin, ve güzel kal… Nazım Hikmet Ran BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor, Onlardan kalbime sevda geçmiyor, Ben yordum ruhumu, biraz da sen yor, Çünkü bence şimdi herkes gibisin. Yolunu beklerken daha dün gece, Kaçıyorum bugün senden gizlice, Kalbime baktım da işte iyice, Anladım ki sen de herkes gibisin. Büsbütün unuttum seni eminim, Maziye karıştı şimdi yeminim, Kalbimde senin için yok bile kinim, Bence sen de şimdi herkes gibisin… Nazım Hikmet Ran GÖZLERİN Gözlerin gözlerin gözlerin, ister hapisaneme, ister hastaneme gel, gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte, şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte Antalya tarafında ekinler seher vakti. Gözlerin gözlerin gözlerin, kaç defa karşımda ağladılar çırılçıplak kaldı gözlerin altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak, fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar. Gözlerin gözlerin gözlerin, gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün sevinçli bahtiyar alabildiğine akıllı ve mükemmel dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın. Gözlerin gözlerin gözlerin, sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa’nın ve yaz yağmurundan sonra yapraklar ve her mevsim ve her saat İstanbul. Gözlerin gözlerin gözlerin, gün gelecek gülüm, gün gelecek, kardeş insanlar birbirine senin gözlerinle bakacaklar gülüm, senin gözlerinle bakacaklar. Nazım Hikmet Ran SENİ DÜŞÜNMEK Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey… Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum… Nazım Hikmet Ran BEŞ SATIRLA Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı… Nazım Hikmet Ran EN GÜZEL En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır. En güzel çocuk: henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür… Nazım Hikmet Ran GÖZLERİNE BAKARKEN Gözlerine bakarken güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma, bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum… Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum, durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin: sırrını her gün bir parça veren fakat hiç bir zaman büsbütün teslim olmayacak olan… Nazım Hikmet Ran HASRET Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, belini sarmayalı, gözünün içinde durmayalı, aklının aydınlığına sorular sormayalı, dokunmayalı sıcaklığına karnının. Yüz yıldır bekliyor beni bir şehirde bir kadın. Aynı daldaydık, aynı daldaydık. Aynı daldan düşüp ayrıldık. Aramızda yüz yıllık zaman, yol yüz yıllık. Yüz yıldır alacakaranlıkta koşuyorum ardından. Nazım Hikmet Ran TAHİR İLE ZÜHRE Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte, Yani yürekte.. Meselâ bir barikatta dövüşerek, Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken, Meselâ denerken damarlarında bir serumu, Ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin, Ama o bunun farkında değildir. Ayrılmak istemezsin dünyadan Ama o senden ayrılacak. Yani sen elmayı seviyorsun diye Elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık, Yahut hiç sevmeseydi, Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil… Nazım Hikmet Ran YİRMİNCİ ASRA DAİR — Uyumak şimdi, uyanmak yüz yıl sonra, sevgilim… — Hayır, kendi asrım korkutmuyor beni ben kaçak değilim. Asrım sefil, asrım yüz kızartıcı, asrım cesur, büyük ve kahraman. Dünyaya erken geldim diye kahretmedim hiçbir zaman. Ben yirminci asırlıyım ve bununla övünüyorum. Bana yeter yirminci asırda olduğum safta olmak bizim tarafta olmak ve dövüşmek yeni bir âlem için… — Yüz yıl sonra, sevgilim… — Hayır, her şeyden evvel ve herşeye rağmen daha evvel. Ve ölen ve doğan ve son gülleri güzel gelecek olan yirminci asır (benim şafak çığlıklarıyla sabaha eren müthiş gecem), senin gözlerin gibi, Hatçem, güneşli olacaktır… Nazım Hikmet Ran KAR YAĞIYOR Lambayı yakma, bırak, sarı bir insan başı düşmesin pencereden kara. Kar yağıyor karanlıklara. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. Kar… Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar… Ve şehir kör bir insan gibi kaldı altında yağan karın. Lambayı yakma, bırak! Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların dilsiz olduklarını anlıyorum. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum… Nazım Hikmet Ran BEKLERKEN Gözlerim yollarda beklerim seni Koyu karanliklar üzüyor beni Saatler geçiyor gelmedin hala Semada yildizlar o gelmez diyor Ruhum bu hitapla bezgin eriyor Kalbimi aci bir süphe bürüyor Saatler geçiyor gelmedin hala Gördün mü sen onu dogan ay söyle Öldürüyor beni beklemek böyle Saatler geçiyor gelmedin hala Nazım Hikmet Ran BİR FİKİR Ne güzel denilen bir yüze değil, Sevdaya vurgundur benim bu gönlüm Geceye mehtaba gündüze değil Hayata bağlıdır kalpteki düğüm Göğsüme hangi renk saçlar yayılsa Kalbimi saracak gölge aynıdır O ruh Kabe’de de secde kılsa Duanın gittiği ülke aynıdır Nazım Hikmet Ran SEN YOKTUN… Kar kesti yolu sen yoktun. Oturdum karşına dizüstü seyrettim yüzünü gözlerim kapalı. Gemiler geçmiyor uçaklar uçmuyor sen yoktun. Karşında duvara dayanmıştım konuştum konuştum konuştum ağzımı açmadım. Sen yoktun, ellerimle dokundum sana ellerim yüzümdeydi. Nazım Hikmet Ran YILLAR GEÇTİ YARDAN HALA GELMEDİ HABER Yıllar geçti yardan hala gelmedi haber O vefasız yad ellerde acep ne eyler? Rüzgar ona dertlerimi bari sen anlat Git kaygısız şen gönlüne biraz elem kat Ayrılmıştım ben onunla bir karlı gece Hatırlamaz o geceyi belki iyice Yıldızlarla parıldayan bir sema gibi Yaş dolmuştu pek sevdiğim siyah gözleri Yıllar var ki o bakışı düşünerekten Aşkımızı ölmeyecek zannetmiştim ben Bu hissimde yanılmamak ümidi bugün Beni biraz yaşatıyor işte onunçün: Rüzgar ona dertlerimi ne git ne anlat Ne de gelip hasta ruha daha elem kat Nazım Hikmet Ran
--------------İmza--------------
Yorum yazarken lütfen; * Düzgün bir Türkçe kullanınız! * Argo ve küfürlü kelimeler kullanmayınız! * İnsanları rencide edici ithamlarda bulunmayınız! [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekir. ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ...] Konu yesim434 tarafından (03-10-2010 Saat 12:18 PM ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Tek Tabanca
![]() Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 1.036
Konular: 614
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts Rep Puanı:14
Rep Gücü:4
RD:
![]() |
BAHRİ HAZER
Ufuklardan ufuklara ordu ordu köpüklü mor dalgalar koşuyordu; Hazer rüzgârların dilini konuşuyor balam, konuşup coşuyordu! Kim demiş "çört vazmi!" Hazer ölü bir göle benzer! Uçsuz bucaksız başı boş tuzlu bir sudur Hazer! Hazerde dost gezer, e.....y!.. düşman gezer! Dalga bir dağdır kayık bir geyik! Dalga bir kuyu kayık bir kova! Çıkıyor kayık iniyor kayık, devrilen bir atın sırtından inip, şahlanan bir ata biniyor kayık! Ve Türkmen kayıkçı dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş. Başında kocaman kara bir papak; bu papak değil : tüylü bir koyunu karnından yarıp geçirmiş başına! Koyunun tüyleri düşmüş kaşına! Çıkıyor kayık iniyor kayık Ve kayıkçı "Türkmenistanlı bir Buda heykeli" gibi dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş, fakat, sanma ki Hazerin karşısında elpençe divan durmuş! O bir Buda heykelinin taştan sükûnu gibi kendinden emin dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş. Bakmıyor kayığa sarılan sulara! Bakmıyor çatlayıp yarılan sulara! Çıkıyor kayık iniyor kayık , devrilen bir atın sırtından inip şahlanan bir ata biniyor kayık! - Yaman esiyor be karayel yaman! Sakın özünü Hazerin hilesinden aman! Aman oyun oynamasın sana rüzgâr! - Aldırma anam ne çıkar? Ne çıkar kudurtsun karayel suları, Hazerde doğanın Hazerdir mezarı! Çıkıyor kayık iniyor kayık çıkıyor ka... iniyor ka... Çık... in... çık ... 1928
--------------İmza--------------
Yorum yazarken lütfen; * Düzgün bir Türkçe kullanınız! * Argo ve küfürlü kelimeler kullanmayınız! * İnsanları rencide edici ithamlarda bulunmayınız! [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekir. ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ...] |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| güzel, hikmet, hikmetin, nazım, siirleri, sözleri |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|